Nostaljik Türk filmleri   |   Nostaljik Yabancı filmler   |   İstanbul AVM'leri   |   Ankara AVM'leri   |   İzmir AVM'leri   |  

güzelavratotu (bitki)

güzelavratotu, Patlıcangiller ailesinden zehirli bitki türü (Bil. a. Atropa belladonna). Ana yurdu Avrupa ve Anadolu olan, Kuzey Amerika`da da yetişen güzelavratotunun yaprakları tüylerle kaplıdır; morumsu çiçekler açar; siyah renkli üzümsü meyveler verir. Bütün bölümleri zehirleyici alkaloyitler içerirse de, özellikle parlak siyah meyveleri insanda öldürücü zehirlemelere yolaçar: 10-15 tanesinin yutulması ölümle sonuçlanır. Kök ve yapraklarının kuruması sırasında, içerdikleri hiyosiyamin adlı alkaloyit, atropine dönüşür. Atropinden, astım tedavisi, vb. hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların yapımında yararlanılır. Güzelavratotunun (Atropa belladonna) adı, Roma İmparatorluğu döneminde, kadınların gözlerini parlak göstermesi için, meyvelerinin özsuyunu far olarak kullanmış olmalarından kaynaklanır. Bitkinin her yanı zehirli olmakla birlikte, özellikle meyveleri öldürücü zehirlenmelere yol açar.

Sir Lavvrence Alma-Tadema (kisi)

Sir Lavvrence Alma-Tadema, Hollanda asıllı İngiliz ressamı (Dronrijp 1836-Wiesbaden 1912). Tarihsel resimleriyle büyük ün yapan Sir Lawrence Alma-Tadema, özellikle eski Yunan ve Roma`dan günlük yaşam sahnelerini işlediği tablolarda uzmanlaşmış, arkeoloji ayrıntılarıyla kusursuzluğu yakalayan, adeta fotoğraf gibi tablolar yapmıştır: Homeros Okumak (1880-1885, Philadelphia Sanat Müzesi), Bahar (1894; Malibu Getty Müzesi); vb. çalışmalarının çoğunu Londra`da yaparak, Krallık Akademisi`ne üye seçilmiş, 1899`da `Sir` unvanı verilmiştir.

Hasek, Jaroslav ()

Hasek, Jaroslav, Bk. h a ş e k , y a r o s l a v .

Yaroslav Haşek (kisi)

Yaroslav Haşek, Çek yazarı (Prag 1883-Lipnice 1923). Edebiyata birçok mizah öyküsü yazarak başlayan Yaroslav Haşek (ya da Jaroslav Hasek), Prag`da, anarşist basınla işbirliği yaparak, alay amacıyla bir siyasal parti kurdu. Partinin kuruluş aşamasındaki gülünç olayları öyküleştirip, askere alınarak gönderildiği Rus cephesinde tutsak düştü (1915). Tutsaklık sonrasında Çek lejyonunda, ardından da Kızılordu` da görev alıp, Bolşevik Partisi`ne girdi. Aradığını bulamamış bir kişi olarak yurduna döndüğünde yazdığı Aslan Asker Şvayk (Dobry Vojak Şvejk, 1921-1923) adlı romanıyla uluslararası ün kazandı.

Vaclav Havel (kisi)

Vaclav Havel, Çek oyun yazarı ve siyasetçisi (Prag 1936)(18 Aralık 2011, Vlčice, Çek Cumhuriyeti). Teknik okulu bitiren Vaclav Havel, askerliğini yaptıktan sonra Prag`da ABC tiyatrosunda set işçiliği, ışıkçılık, vb. işlerde çalıştı. 1960`ta oyunlar yazmaya başlayıp, `Prag Baharı` (1968) sırasında, Bağımsız Yazarlar Grubu`na katıldı. Çekoslovakya`nın Varşova Paktı ülkeleri tarafından işgal edilmesi üstüne, insan hakları savunucusu`77 Grubu`nun kurucu üyeleri arasında yer alıp, 1979`dan sonra birkaç kez tutuklandı. Kasım 1986`da komünist rejime karşı muhalefet hareketini başlatan `Sivil Forum` un kurucuları arasında yer alıp, ülkede patlak veren genel grevi izleyen günlerde komünist rejimin yıkılmasının ardından, devlet başkanlığına seçildi (Aralık 1989). Danimarka Kopenhag Üniversitesi tarafından `siyasal ve sanatsal uğraşlarını bütünleştirmedeki başarısından` ötürü Sonning Kültür Ödülü verilip, Çek ve Slovak cumhuriyetlerinin ayrılmasına karşı olduğu için, Temmuz 1992`de cumhurbaşkanlığından istifa etti. Ocak 1993`te Çek ve Slovak cumhuriyetleri birbirlerinden ayrılınca, Çek Cumhuriyeti`nin başkanlığına seçildi. Başlıca yapıtları: Zahradni5/avnosf (1963), Vyrozumeni (1965), Vernisaz, Protest (son iki oyun 1980- 1981`de Paris`te sahnelendi).

Jaroslav Heyrovsky (kisi)

Jaroslav Heyrovsky, Çek kimyacısı (Prag 1890-ay.y. 1967). Prag Üniversitesi`nde doktora çalışmasını tamamlayıp (1918) aynı üniversitede fiziksel kimya doçentliğine (1922) ve profesörlüğe (1926) yükselen Jaroslav Heyrovsky, Çekoslavakya Fen Akademisi Polarografi Enstitüsü yöneticiliği yaptı (1950-1963). Londra Krallık Derneği yabancı üye ligine seçildi (1965). Civanın elektrokılcallığı üstüne yaptığı çalışmalar (1918) polarografinin temelini oluşturan Heyrovsky, dış potansiyel uygulanan bir çözeltiye cam bir kılcal boruyla cıva damlatarak, cıvanın ağırlığını ölçtü. Böylece elektrokimyasal bir yöntem geliştirmiş oldu. Ayrıca deneyinde, voltajın elektrikle birlikte arttığını ve çözeltideki farklı iyonların farklı voltajlardan etkilendiğini buldu ( yöntemine sonradan `polarogram yöntemi` adı verildi). Polarogramları otomatik olarak kaydeden bir aygıt (polarograf) yaptı (1924; bu aygıt niteliksel ve niceliksel analizlerde, fiziksel kimyanın bütün alanlarında ve kanser araştırmalarında büyük ölçüde yararlanılan bir aygıt oldu). Polarografi yöntemiyle bulunamayan maddeleri araştırmak için yeni bir yöntem (değişken akım osilografik polarografisi) geliştirdi (1940 yıllarında). 1959`de Nobel Fizik Ödülü`nü aldı.

Selahattin Hilav (kisi)

Selahattin Hilav, Türk yazarı (İstanbul 1928). İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitiren (1951) Selahattin Hilav, Paris`te, Sorbonne Üniversitesi`ndeki felsefe öğrenimini (1954-1958) tamamlayamadan yurda dönmek zorunda kalınca gazetecilik ve çevirmenlik, ansiklopedilerde ve yayınevlerinde redaktörlük yaptı. Edebiyata çeviriyle giren Selahattin Hilav, özellikle yurda dönüşünden sonra dergilerde çıkan deneme ve incelemeleriyle ün salmış, Çağdaş Batı düşüncesini aktarmayı amaç alan çevirileriyle Türk düşünce yaşamına katkıda bulunurken, diyalektik düşünceye dayalı bir eleştiri anlayışıyla, Türk edebiyatını konu alan incelemeler yayınlamıştır. Başlıca yapıtları: Diyalektik Düşüncenin Tarihi (1966), 100 Soruda Felsefe El Kitabı (1970), Edebiyat Yazıları (1993), Felsefe Yazıları (1993).

Vaclav Hollar (kisi)

Vaclav Hollar, Çek desinatörü ve gravürcüsü (Prag 1607-Londra 1677). Avrupa`nın çeşitli başkentlerinde çalışan Vaclav Hollar, İnigo Jones ve Rubens`i de korumuş olan İngiliz sanatseveri Lond Brandel tarafından Londra`ya götürüldü. Özellikle kent görünümleriyle ün saldı ve XIX. yy`da Bennington`un geliştireceği geleneği başlattı. 1650`ye doğru resmî görevle Tanca`ya gönderildi: Elizabeth döneminin birkaç desinatöründen sonra, İngiliz manzara resminde egzotik geleneğin kurucularından biri sayılmaktadır.

Flavius Honorius (kisi)

Flavius Honorius, İlk Batı Roma imparatoru (İstanbul 384-Ravenna 423). Theodosius l`in küçük oğlu olan Flavius Honorius, ağabeyi Arcadius`la birlikte augustus ilan edilince (395) Roma İmparatorluğu ikiye bölündü: Doğu Roma İmparatorluğu`nun başına ağabeyi Arcadius, Batı Roma İmparatorluğu`nun başına da Flavius Honorius geçti. Ergenlik yaşına gelmesine kadar imparatorluğu yöneten naip Stilicho, Alarik`i (402) ve Gotları (406) yenip. Doğu Roma`nın entrikalarını önledi. Ama, zayıf kişilikli Flavius Honorius yönetimi devralınca, entrikacıların oyununa gelerek, art arda iki kızıyla evlendiği Stilicho`yıı öldürttü (22 Ağustos 408). Roma`yı kuşatan Alarik`e yenilip, Alarik`in Attalos`u imparator ilan etmesine (409) ve Roma`yı yakıp yıkmasına (410) engel olamadı. Yeni komutanı Flavius sayesinde egemenliğini sürdürdüyse de, Flavius ölünce, Hunların, Ostrogotların, Vandalların akınlarına karşı koyamayıp, Ravenna ve çevresi dışında, imparatorluktaki yetkilerini yitirdi.

Balaklava savaşı (tarih)

Balaklava savaşı, Kırım Savaşı`nın çarpışmalarından biri. 25 Ekim 1834`te, Ruslar ile Sivastopol`ü kuşatan Türk-İngiliz- Fransız birlikleri arasındaki Balaklava savaşında, Rus kuwetleri, müttefiklerin genel karargâhı Balaklava`yı geri almak için saldırıya geçtiler. Ön saflardaki Türk birliklerini geri çekilmek zorunda bıraktılarsa da, kontCar- digan komutasındaki İngiliz ve general d`Allonville komutasındaki Fransız birliklerinin saldırısıyla püskürtüldüler. Cardigan komutasındaki hafif süvari birliğindeki 673 İngilizin üçte biri öldü ya da yaralandı.

Titus Flavius Domitianus (kisi)

Titus Flavius Domitianus, Roma imparatoru (Roma İ.S. 51-ay.y. 96). Vespasianus ile Flavia Domitia`nın oğlu olan Titus Flavius Domitianus, 1 Temmuz 69`da, o sırada Doğu`da olan babası imparator ilan edilince sezarlığa yükseltildi ve prokonsül oldu. Babasının dönüşünü beklerken Marcianus`un yardımıyla ülkeyi yönetti (71 sonbaharına kadar). Babasının ve ağabeyinin ölümünden sonra, imparatorolarak tahta çıktı (81). Dada kralı Decibalus`a kuramsal egemenliğini kabul ettirdi. İçte, Coloseum, Titus takı, Trajanus hamamları gibi büyük anıtlar yaptırdı. Kendisine karşı birçok komplo düzenleyen senatoya düşman olduğundan, birçok senatörü idam ettirdi. 93`te, filozofları İtalya`dan kovdurdu. İmparatoriçenin de katıldığı bir darbeyle devrildi ve öldürüldü.

Lavvrence Durrell (kisi)

Lavvrence Durrell, İngiliz yazarı (Cullundur, Hindistan 1912-Güney Fransa 1990). Çeşitli işlerde çalıştıktan sonra Dışişleri`nde gö­ rev alan Lawrence Durrell, İskenderiye, Belgrad, Kıbrıs ve Korfu elçiliklerinde çalıştı. Dostu Henry Miller`ın Akdeniz ülkelerine hayranlığının etkisinde kalıp, şiirlerinde (Collected Poems [Toplu Şiirler, 1980]), tiyatro oyunlarında ve romanlarında (The BlackBook[Kara Kitap, 1938]; İskenderiye Dörtlüsü [The Alexandria Quartet]: Justine [1957], Balthazar [1958], Mountolive [1958]; Clea [1960]; Cefalu [1960]), yaşam devingenli­ ğinin zamandan bağımsız estetik bir nesneye dönüştü­ ğü bir simgeler evreni yaratmaya çalıştı. Aşk, cinsellik ve bilinçlenmenin birbirinden ayrılamayacak öğeler olduklarını savundu (Nunquam [Asla, 1970]). Yazarlığın yanı sıra, OscarEpistakma adıyla gerçeküstücülük esinli suluboyalar ve guvaşlar yaptı.

Olav Duun (kisi)

Olav Duun, Duun, Olav Norveçli yazar (JÖa 1876-Tönsberg 1939). Bir süre öğ­ retmenlik yapan Olav Duun, genellikle kırsal kesim leh­ çesi Landsmaal`la yazdığı romanlarında, geleneksel köylü toplulukları ile yeni sanayi toplumu arasındaki çatışmalara eğilerek, insan doğasının iyi ve kötü yanları arasındaki çatışmayı işledi. En ünlü yapıtı olan altı ciltlik Juvikfolke(Juvik Halkı, 1918-1923) adlı romanında, kırsal kesimden bir ailenin XVIII.lyy`ın geleneksel toplumundan, XX. yy`ın sanayi toplumuna doğru gelişmesini betimledi.

Dan Flavin (kisi)

Dan Flavin, ABD`li sanatçı (New York 1933). Başlangıçta ABD so- yutlamacılığı (Jackson Pollock, vb.) etkisinde resimler yapan Dan Flavin, sonradan çeşitli öğelerden montajlara yöneldi. 1963`te ilk floresan lambalı düzenlemesini gerçekleştirip, o tarihten sonra, soyut heykeller yaratımında floresan lambalarını sık sık kullandı.

Flaviuse Arrianus (kisi)

Flaviuse Arrianus, Bk. a r r h İa n o s .

Flavius Licinius Licinianus ()

Flavius Licinius Licinianus, Bk. LiciNius LİCİNİANUS.

İslav dilleri ()

İslav dilleri, Hint-Avrupa dil ailesinden diller öbeği. Avrupa`nın orta, doğu ve güneydoğu kesimleri ile Orta Asya ve Sibirya`da konuşulan İslav dilleri {Slav dilleri de denir), Baltık dilleriyle bazı ortak özellikler taşırlar. Başlıca dalları. İ.S. V. ve VI. yy`larda, Hun İmparatorlu- ğu`nun parçalanmasından sonra, İslav halkları Karpat dağlarını aşıp ya da çevresini dolanarak, güneye ve do­ ğuya, Dnieper`in aşağısından ilerleyerek de kuzeye doğru göçtüler. Batı`da Elbe`ye kadar uzandılar. Bu göçler sonucunda başlıca üç dil öbeği oluştu: Batı İslav dilleri; Güney İslav dilleri; Orta İslav dilleri. Batı İslav dilleri öbeği, Polabca (ölü dillerdendir), Kaşub dili, Slovence (Kuzey Polonya`da konuşulur), Polonya dili ya da Polca (çoğunluğu Polonya` da 38 milyon kişi tarafından konuşulur), Sorab dilleri (Almanya`da yaklaşık 100 000 kişi tarafından konuşulur), Çekçe (çoğunluğu Çek Cumhuriyeti`nde yaklaşık 10 milyon kişi tarafından konuşulur) ve Slovakça`yı (çoğunluğu Slovak Cumhuriyeti`nde yaklaşık 5 milyon kişi tarafından konuşulur) içerir. Güney İslav dilleri öbeği Sırpça-Hırvatça (başta Sırbistan, Hırvatistan, Karadağ ve Bosna-Hersek`te yaklaşık 2 milyon kişi tarafından konuşulur), Makedonca (çoğunluğu Makedonya Cumhuriyeti`nde yaklaşık 1,4 milyon kişi tarafından konuşulur), Bulgarca`yı (çoğunluğu Bulgaristan`da 9 milyon kişi tarafından konuşulur) içerir. Doğu İslav dilleri öbeği Rusça (Rusya`da ve eski Sovyet cumhuriyetlerinde 146 milyon kişi tarafından konuşulur), Ukrayna dili (çoğunluğu Ukrayna`da yaklaşık 44 milyon kişi tarafından konuşulur) ve Beyaz Rusça`yı (çoğunluğu Beyaz Rusya`da yaklaşık 10 milyon kişi tarafından konuşulur) kapsar. ABD`de de, çeşitli İslav dillerini konuşan 5-6 milyon kişilik bir topluluk yaşamakiadır. Bütün bu diller, İ.S. V.-VII. yy`lar arasında çeşitli dillere ayrılmış olan ortak İslavca`dan türemişlerdir. Önceleri Glokol abecesiyle, daha sonra da Kiril abecesiyle yazılan bu eski İslavca, çeşitli uygulamalarıyla, Ortodoks kiliselerinde Slavonca adıyla günümüzde de sürdürülmektedir.

İslavlar ()

İslavlar, Hint-Avrupa dillerinden İslav dillerini konuşan halkları belirten terim. Coğrafi açıdan İslavlar {Slavlarda denir), Batı Avrupa ve Orta Avrupa`da, Adriya denizinden Ural dağlarına kadar uzanan çok geniş bir alanda yaşarlar. Bu ırk kümesinden bireylerin, birçok melezleşmeden geldikleri için, özel fiziksel nitelikleri yoktur. Kabileler arası çekişmelerden ve din farklılıklarından ötürü, İslavlar tek bir ulus olmayı başaramamışlardır ve dönem dö­ nem özellikle Rus çarları tarafından ortaya atılan İslav birliği düşü, hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Adları I. yy`dan başlayarak belgelerde geçmeye baş­ layan İslavlar, Karpatların kuzeyindeki bir bölgede yaşı­ yor, balıkçılık, avcılık, zaman zaman da darı tarımıyla yaşamlarını sürdürüyorlardı. IV. yy`da (-Tunların egemenliğini kabul edip, Hun İmparatorluğu`nun V. yy`daki parçalanması sonucunda batıya, güneye ve kuzeye doğru göçmeye başladılar. Bir bölümü günümüzdeki Bulgaristan, Bohemya ve Makedonya`ya yönelirken, öbürleri günümüzdeki Macaristan ve Romanya topraklarına yerleştiler. Bu topluluklar Doğu İslavları (Ruslar, Beyaz Ruslar ve UkraynalIlar), Güney|İslavları (Sırplar, Hırvatlar, Slovenler, MakedonyalIlar, Karadağlılar, Boş- naklar, Bulgarlar) ve Batı islavları ya da Venetler (Lehler, Çekler, Slovenler, Wendeler) adları verilen üç büyük öbek oluşturdular. Ortaçağ`da, büyük göçler sonucunda yerli halkları bünyelerinde eriten ya da onlarla bü­ tünleşen çeşitli İslav kümeleri farklılaştılar. Kurulan İslav devletleri (Hırvatistan, Sırbistan, Bohemya, Polonya), X. ve XI. yy`larda Germenlerle ve Mafcarlarla çatıştılar. Bu arada hıristiyanlığın yayılması, İslav dünyasını din ve kültür bakımından ayrı iki kümeye böldü: PolonyalIlar, Çekler, Slovaklar, Slovenler ve Hırvatlar, katolikliği benimseyerek Roma kilisesine bağlandılar; Ruslar, UkraynalIlar, Bulgarlar ve Sırplar, ortodoks kilisesine katıldılar (daha sonra da Boşnaklar, İslâm dinini benimseyerek üçüncü bir dinsel topluluk oluşturdular). Ortaçağ sonunda, Asya`dan gelen göç dalgalarının itişi, durumu değiştirdi. Rusya, bağımsız bir devlet kurmayı başardı (XV. yy.);Güney|İslavlarıysa, Osmanlı İmparatorluğu`nun gücüne boyun eğmek zorunda kaldı- İar. Bohemya ile Hırvatistan, Habsburgların toprakları­ na katıldı. XIX. yy`dan başlayarak, İslavlar, yeniden bağımsız devletler oluşturdular: Bulgaristan, Polonya, Yugoslavya, Çekoslovakya, vb. İkinci Dünya Savaşı`ndan sonra İslav devletlerinin çoğu, eski SSCB`nin yörüngesine girdilerse de, SSCB`nin ve Yugoslavya`nın parçalanmasından sonra (1990-1991), Ukrayna, Beyaz Rusya, Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Sırbistan, İMakedonya, Karadağ yeniden bağımsız devletlere dönüştüler. Çek Cumhuriyeti ile Slovak Cumhuriyeti de birbirlerinden ayrılarak (1993), iki bağımsız devlet oluşturdular. Günümüzde İslav halklarının en yüksek nüfuslusu, Ruslardır.

kalaverit (kimya)

kalaverit, Ender bulunan doğal altın-tellürür. Bir altın filizi ol kalaverit (Au Te2), ABD`deKCripple Creek, Colorado) Avustralya`da (Kalgoorlie), silvanitle birlikte çıkarı Rengi gümüş ile pirinç rengi arasında değişir; çok kı gan, pala ya da çıta biçiminde, monoklinik billurlar da tanecikli kütleler halinde oluşur. Dilinme özelliği olmamasıyla silvanitten ayrılır. Sertliği 21/2-3,. iz rengi sarımsı-yeşilimsi gri, özgül ağırlığı 9,0 - 9,4`tür.

Kalavun ()

Kalavun, Türk asıllı Memluk sultanı (öl. Kahire 1290). Eyyubi sultanı Melik üs-Salih Eyyub`un kölesiyken azat edilip, Sultan Baybars`ın ordusunda komutanlığa yükselen Kalavun (tam adı Mansur Seyfettin el-Elfi Kalavun`dur), Moğollarla yapılan savaşlarda (1272) ve Rupen Krallı- ğı`yla yapılan savaşta (1273) başarı kazandı. Tahta çıkarılan 7 yaşındaki kardeşi Selemiş`in atabekliğine (1279) getirilip, aynı yıl kardeşinin yerine tahta çıktı (1280) ve hükümdarlığını halife de tanıdı. Şam valisi Sungurel-Aş- kar`ı (1279), Moğolları, Rupen Krallığı ordusunu yenip, Haçlılarla yapılan antlaşmayı bozarak (1285) Merkab`ı, Trablusşam`ın büyük bölümünü ve Batrun kalesini ele geçirdi.

kılavuzkuşugiller (hayvan)

kılavuzkuşugiller, Ağaçkakanındılar takımından kuş ailesi (Bil. a. İndicato-` ridae). 15 türünden 2`si Hindistan ve Güneydoğu Asya`da, geri kalanlarıysa Afrika`da yaşayan kılavuzkuşugiller ailesi üyeleri, yaklaşık olarak serçe büyüklüğünde, kahverengi ya da zeytinyeşili renkli kuşlardır; yuvalanma açısından asalak özellikler taşırlar: Dişiler yumurtalarını başka kuşların yuvasına bırakırlar ve yumurtadan çıkan yavrularını yuvanın gerçek sahibi olan kuş büyüktür. Böcekle beslenen kılavuzkuşları, özellikle arı yuvalarını arar, bulunca özel bir biçimde öterek balla beslenen başka hayvanların ya da insanın dikkatini çeker, söz konusu hayvan ya da insan bal almak için kovanı açınca da, baldan paylarını alırlar.

Gustaf De Laval (kisi)

Gustaf De Laval, İsveçli mühendis ve sanayici (1854-1913). `De Laval ayıracı` adıyla bilinen merkezkaçlı türbini yapan Gustaf De Laval, ayrıca birçok krema makinesi gerçekleştirdi. Yaptığı türbin Pelton çarkına benziyor, küçük, bükülebilir ekseni bir çarkın kanatçıkları |üstüne buhar)fışkırtı­ yordu. Eksen yataydı;.dönme hızı dakikada|30 000 turu bulmaktaydı. Hızı azaltan birdişli sistemi, türbinin eksenini çekilecek aracın eksenine bağlıyordu.

klavsen ()

klavsen, Tuşlu telli çalgıların en basit olanı. Klavsenin derin olmayan dikdörtgen bir kutu içindeki telleri, alçak bir köprü üstünden, keçe kaplı susturuculara uzanır. Bası­ lan bir tuş, ince bronz bir dokunaç çubuğunu kaldırır. Bu çubuk, teli harekete geçirerek, iki bölüme ayırır: Serbest olarak titreşen bölüm; susturulan bölüm. Sesin perdesini, telin, serbest olarak titreşen ucundan dokunaç çubuğuna kadar olan uzunluğu belirler. Tuş bırakı­ lınca tel susturucu tarafından bastırılır. Vuruş mesafesinin kısa olması ve tele temas noktasının konumu nedeniyle, klavsenden çıkan ses yumuşak ve sevimlidir. Çalan kişinin tuşlara basış biçimine son derece uyumlu olan klavsen, dar ses alanı içinde ses gürlüklerinde (hafif ve yüksek) çeşitlemeye olanak verir. Piyano çekiçlerinin tersine, klavsenin dokunaçları titreşmeleri sırasında hâlâ tellere değer durumda kaldıkları için, çalgı vibrato etkiler (hızlı ve çok kısa ses dalgalanmaları) elde etmeye olanak verir. Klavsen, XIV. yy. sonunda, hareketli bir eşik kullanı­ larak farklı perdeler üreten tek ya da daha çok sayıda telli bir çalgı olan polikordal monokorda bir tuş düzeneği eklenerek geliştirilmiştir. Rönesans`tan sonra Almanya, klavsenin başlıca yapım ve geliştirme merkezi haline gelmiş, Johann Sebastian Bach, oğulları ve çağ­ daşları tarafından beğenilen daha büyük çalgılar yapılmıştır. XVIII. yy`da klavsenin yerini, daha kullanışlı bir çalgı olan piyano almıştır.

klavyeli çalgılar ()

klavyeli çalgılar, Titreştiricinin (ses kaynağı), bir klavyeyle denetlenen mekanik ya da elektriksel bir bağlantı aracılığıyla dolaylı olarak harekete geçirildiği çalgılara verilen ad. Klavyenin kendisi, genel olarak parmaklarla, bazen de el ve ayaklarla yönetilecek bir biçimde düzenlenmiş bir kaldıraçlar, düğmelerya datopuzlarsistemidir. Genel olarak, tuşların elle çalıştırılması, titreştiricinin (ya da titreş- tiricilerin) algılanabilir bir ses perdesini, yani notayı çı­ karmasına yol açar. Parmakların, elin ya da ayağın hareketi titreştiriciyi (sözgelimi, piyanodaki çekiç kumandasını) harekete geçirmek için gerekli mekanik gücü sağ­ lar ya da yalnızca titreştiriciyi (sözgelimi, orgun hava ikmalini) fiilen uyaracak ikinci bir gücü yönlendirir. Dört ana akustik çalgı sınıfından herhangi bir çalgıya, bir klavye kumanda mekanizması takılabilir; elektronik alet ve çalgılarda da klavye oldukça sık kullanılır. Klavye, titreştiricinin doğrudan fiziksel denetiminde birçok kolaylık sağlar. Bir sesin basit ve güvenli biçimde üretilmesi için gerekli çalma tekniği kolaylaşır. Bir klavye kumandasıyla çok büyük, hantal ya da çok sayıda titreştiricinin dolaysız biçimde seslendirilmesi olanağı do­ ğar. Başka yollarla birkaç notanın aynı anda seslendirilmesinin zor, hattâ olanaksız olduğu bazı çalgı türlerinde, gerek bu seslendirme, gerek hızlı ve karmaşık nota ve ritim kalıplarını çalmak, bir klavyeyle oldukça basitleşir. Bu üstünlüklerine karşılık, klavyenin ciddi bir sakıncası da vardır: Ses üretme süreci üstünde, çalan kişinin bedeni ile titreştirici arasına mekanik bir aracının girmesi sonucu, doğrudan ve yakın denetimin yitirilmesi; klavyeli çalgıyı çalan kişide, sözgelimi bir kemancı ya da flütçünün tek bir sesi çalarken tonlamaya verebildiği ince esneklik, ses renklendirmesi ve sesİendirilebilen notalarda atılım ve gevşeme yapabilme olanağı yoktur. Eldeki belgelere göre, ilk geliştirilen klavyeli çalgı orgdur (özellikle de, İskenderiyeli Ktesibios`un İ.Ö. III. yy`da yaptığı sanılan, suyun hareketiyle havayı iterek ses üreten hyaraulos); söz konusu eski orglarda klavyeler, doğrudan doğruya, havanın orgun borularına geç­ mesini sağlayan sürgülerin uzantılarıydı. Bazen notanın çalınabilmesi için tuşu çekmek ya da itmek, notayı sona erdirmek için de ileri itmek ya da geri çekmek gerekiyordu. Daha sonra klavyeler yaylarla donatılarak, tuşun dinlenme durumuna geri dönmesi ve havanın borudan akışının önlenmesi sağlandı. Ortaçağ`da dengeli klavyeler geliştirildi. Bunlarda dengelenmiş birdizi manivela, hareket mekanizmasına bağlanıyordu. Buluş, parmakların tuşların üstünde daha etkin çalışmasına olanak vererek, hızlı çalışı ve çoksesli seslendirmeyi kolaylaştırmasıyla, klavyeli çalgıların ilerlemesi bakımından son derece önemli oldu. Başlangıç­ ta her biri diyatonik (yedi notalı) dizinin bir derecesini (`tam sesleri`)|temsileden aynı düzeyde (`beyaz`) bir tuşlar dizisi biçiminde yapılan klavyeye, çok geçmeden doğal tuşlar arasında, onlardan biraz daha yüksek ve biraz daha geride (`siyah`) bir tuş dizisi biçiminde, kromatik notalar (yani yarım sesler) eklendi. Bu klavye dü­ zeni, büyüklük ve süsleme bakımından küçük değişikliklerle günümüzde de sürmektedir. Ortaçağ`da klavye, zither ailesinden konsollu çalgı­ lara uyduruldu. Telleri titreştirmek için üç klavyeyle harekete geçirilen donanımlar, klavikord, klavsen ve piyanonun kendilerine özgü kumanda mekanizmalarıyla sonuçlandı. Ayrıca, Ortaçağ`ın sonlarında, ayakla çalı­ nan klavyeler (pedalyeler) gelişmesine tanık olundu. Özellikle orglarda kullanılan ayakla çalınan klavyeler, bazı durumlarda telli klavyeli çalgılara da uygulandı. Klavyeli çalgılar Avrupa müziktarihinde hızla ön plana çıktılar. Başlıca sakıncaları (org ve klavsende ses gürlüğünde çekim yapabilme olanağının bulunmaması ve telli klavyeli çalgılarda bir notanın gerçekten uzatılarak çalınamaması), tam bir çoksesli dokuyu nispeten kolay gerçekleştirme olanaklarıyla dengeleniyordu. Bu nedenle solo ve eşlik çalgıları olarak çok beğenilen bu çalgılar, ayrıca bestecilerin çalışma çalgıları ve eğitim çalgıları olarak da yeğlendi. XX. yy`daysa klavye, çeşitli elektronik ve sentetik ses üretim sistemlerine uygulandı.

Bronislava Nijinska (kisi)

Bronislava Nijinska, Polonya asıllı Rus kadın dansçı ve koreograf (Minsk 1891 -Los Angeles, ABD 1972). Vaslav Nijinski`nin kardeşi olan Bronislava Nijinska (ya da Nijinskaya), Petersburg`daki Maryinskiy (günümüzde Kirov) Balesi`nde görev aldıysa da (1908), ağabeyinin topluluktan çıkarılması üstüne ayrıldı. Diaghilev`in Rus Baleleri`nde (1909-1913) ve ağabeyiyle Londra`da (1914) sahneye çıkıp, Rusya`ya dönünce, Kiev Operası balesinde baş- dansçılık yaptı (1911-1915). Bir bale okulu kurup (1915), yöneticiliğini yaptıktan sonra, 1925`te Paris`e giderek, Diaghilev`le çalışmaya başladı. 1930-1934 arasında Paris`te Rus Operası topluluğunda çalışıp, 1932`de birdansokulu kurdu. 1938`de ABD`yegöçüp, Los Angeles`ta bir bale okulu kurarak, bir yandan da Okulu`nda öğrenim gördü (1898-1907). Diaghilev`in Rus Baleleri Topluluğu`nda dansçılığa başlayıp (1909), daha ilk rolüyle büyük ün kazanarak, topluluğun sahnelediği Fokin`in bütün yapıtlarında dans etti (Şehrazat, Petruşka, vb.). Koreografisini Fokin`in yaptığı Gülün Görüntüsü (1911) adlı yapıttaki olağanüstü sıçramalarıyla efsaneleşip, 1912`de kendi koreografi düzenlemelerini sunmaya başladı {Bir Kır Tanrısı`nın öğleden Sonrası, 1912; Bahar Ayini, 1913); bir yandan hayranlarını artırırken, bir yandan da çalkantılı bir yaşam sürdü. 1914`te kurduğu toplulukla tek bir mevsim Londra`da gösteriler sunup, 1916`da ABD`ye giderek yeniden Diaghilev`le çalışmaya koyuldu. 1917`de İsviç­ re`ye yerleşip, akıl dengesi yavaş yavaş bozulmaya baş­ ladı ve ömrünün sonuna kadar birçok kez akıl hastanelerine girip çıktı.

Lavr Georgiyeviç Kornilov (kisi)

Lavr Georgiyeviç Kornilov, Rus generali (Ust Kamenogorsk, Sibirya 1870-Yekaterinodar 1918). Orduda hızla yükselen Lavr Georgiyeviç Kornilov, 1917 Mart Devrimi`nden sonra, Rus ordusu başkomutanlığına getirildi. 10 Eylül`de Petrograd`a yü­ rüyerek geçici hükümeti devirmek istediyse de, başaramadı ve Denikin`le birlikte tutuklandı. 8 Aralık`ta Denikin`le birlikte serbest bırakılıp, Ukrayna`da Alekseyev`le birlikte kurduğu gönüllü ordusuyla Bolşeviklere karşı savaşırken öldü.

DILAVER (isim)

DILAVER, Farsça kökenlidir. Erkek ismi olarak kullanilir. Yigit, yürekli.

DILAVIZ (isim)

DILAVIZ, Farsça kökenlidir. Ka - Gönlün takildigi, gönüle takilan.

KILAVUZ (isim)

KILAVUZ, Türkçe kökenlidir. Erkek ismi olarak kullanılır. Yol gösteren, rehber.

LAVANTA (isim)

LAVANTA, İtalyanca kökenlidir. Kadın ismi olarak kullanılır. Lavanta çiçeğinden elde edilen güzel koku.

Olav I (kisi)

Olav I, Norveç kralı (? 969-Svolder 1000). Harald I Hârfager`in torununun oğlu olan, gençlik dönemini Rusya`da ve İngiltere`de geçirerek, hıristiyanlığı benimseyen Olav I, 995`te tahta çıktı. Norveçlilerin ve İrlandalIların hıristiyanlaştırılması için yoğun çaba harcayıp, Svolder sava­ şında öldü.

Aziz Olav II (kisi)

Aziz Olav II, Norveç kralı (995`e d.-Stiklestad 1030). Hıristiyanlığı benimseyip (1015), Olav l`in ölümünden sonra parçalanan krallıkta yeniden bütünlüğü sağlayarak tahta çı­ kan Aziz Olav II, İngiltere ve Danimarka kralı Büyük Knud`un donanması karşısında bozguna uğrayıp (1028), Rusya`ya kaçtı. 1030`da Norveç`e döndüyse de, Stiklestad Savaşı`nda Büyük Knud`un birlikleriyle çarpışırken öldü.

Olav V (kisi)

Olav V, Norveç kralı (Appleton House, İngiltere 1903-Oslo 1991). Haakon Vll`nin oğlu olan, İkinci Dünya Savaşı sonunda babasıyla İngiltere`ye sığınıp, 1955`te naip ilan edilerek, 1957`de tahta çıkan Olav V, İsveç prensesi Martha`yla evlendi. Ölümüyle yerine oğlu Harald V geçti.

lav ()

lav, Bir yanardağ püskürmesinde akan ergimiş magmayı belirten genel terim. Lavlar genellikle bir yanardağın üskürmesi sırasında 850-1 250 °C sıcaklıkta akarlaı (aktıktan sonra aldıkları katı hal de `lav` diye adlandırı­ lır). Hızları kimyasal bileşimlerine, içerdikleri çözünmüş gazların oranına, billurlaşma derecesine göre de­ ğişir. (Ayrıca) Bk. YANARDAĞ.)

Ercüment Behzat Lav (kisi)

Ercüment Behzat Lav , Türk şairi ve tiyatro oyuncusu (İstanbul 1903-ay.y. 1984). Bingazi`de Cizvit anaokulunda başladığı öğrenimini Kumkapı`da bir Fransız okulunda ve İstanbul Sultanisinde tamamlayan Ercüment Behzat Lav, Darülbedeyi`de tiyatro oyunculuğu yaptı (1919-1921). Almanya`ya gidip (1921), Reinhardt Tiyatro Akademisinde ve Stern Müzik Konservatuvarinda öğrenim gördü (1921- 1925). Yurda dönünce Darülbedayi`de, Ferah Tiyatrosu`nda (1925-1930), yeniden Darülbedayi`de (1927- 1930) çalıştı. Bir süre gazetecilik yaptı (1930-1935). Ankara radyosunda spikerlik, yayın şefliği (1935-1943), halkevleri rejisörlüğü (1947), İstanbul radyosunda fonetik okutmanlığı, Konservatuvar`da dramaturg, metinler ve diksiyon öğretmenliği (1972) gibi görevlerde bulundu. İlk şiirleri Resimli Ay ve Servet-i Fünurı dergilerinde yayınlanan (1926) Ercüment Behzat Lav, geleneksel şiire ilk tepki gösteren şairlerdendir. Gerek tiyatro ve sinema oyuncusu, gerek sahneye koyucu olarak Türk tiyatro tarihindeki yerinin yanı sıra, Türk şiirinin gelişmesine de sürekli öz ve biçim arayan bir şair olarak katkıda bulunmuştur. Şiirlerinde fütürizmin, gerçeküstücülüğün yanı sıra kübizmin, toplumculuğun, hümanizmin etkilerine de rastlanır. Başlıca yapıtları: 5.0.5. (şiirler, 1931), ATaos (şiirler, 1934), Açıİ Kilidim Açıl (şiirler, 1940), Karagöz Stepte (manzum oyun, 1940), Mau Mau (şiirler, 1962-1970), Üç Anadolu (1964), Altın Gazap {oyun, 1971).

Pierre Laval (kisi)

Pierre Laval, Fransız siyasetçisi (Châteldon, Puy-de Döme 1883- Fresnes 1945). Bir lokantacının oğlu olan Pierre Laval, Paris`te hukuk öğrenimi görüp, avukatlık yaptı. Sosyalist Parti`ye üye olup, milletvekilliğine (1914), Aubervilliers belediye başkanlığına (1923) seçildi. Bağımsız Sosyalist olarak yeniden milletvekili seçilip (1924), Briand`ın başbakanlığı sırasında, Dışişleri bakanlığı ikinci sekreterliğine getirildi. Büyük bir tehlike saydığı komü­ nizme karşı gün geçtikçe sağa kayıp, başbakanlık (1931-1932) yaptı. Dışişleri bakanlığına getirilip (Ekim 1934), Alman tehlikesine karşı koymaya çalışarak, İtalya`yla (Ocak 1935) ve SSCB`yle antlaşmalar imzaladı. Yeniden başbakanlığa atanıp (Haziran 1935), İtalya`ya karşı güttüğü siyasetin imzalanan antlaşmaların maddeleriyle çelişmesi İngiltere`yle ilişkilerin bozulmasına (Ocak 1936) yol açınca, başbakanlıktan ayrıldı. Ateş­ kesten sonra Devlet bakanlığına ve Başbakan yardımcı­ lığına (Haziran 1940) getirilip, meclisin mareşal Petain`e yeni bir Anayasa`yı yürürlüğe koyma yetkisini vermesini sağladı (10 Temmuz). Hitler`le Montoire`da gö­ rüştükten sonra, Almanya`yla işbirliği siyasetini destekleyip, bir ara görevden alındıysa da, Almanların deste­ ğiyle 18 Nisan 1942`de yeniden başbakanlığa getirildi ve Dışişleri, İçişleri, Haberalma bakanlıklarını da üstlendi. Ilımlı Vichy yandaşları ile Paris`teki aşırı uçlar arasında yalnız kalıp, Almanların da desteğini yitirince parlamentoyu yeniden kurmayı düşündüyse de, başaramadı. Vichy hükümetinin öbür üyeleriyle birlikte gözaltına alınıp (Eylül 1944) İspanya`ya (1945), İspanya`dan sınır dışı edilince de Avusturya`ya kaçtı; sonunda müttefiklere teslim edildi (13 Temmuz). Yüce mahkemeye çıkarı­ lıp (4 Ekim) hemen ölüm cezasına çarptırıldı. Hücresinde zehir içerek intihar etmeyi denediyse de, başaramadı ve kurşuna dizildi.

lavanta (bitki)

lavanta, Ballıbabagiller ailesinden, 28 kadar türü bulunan bitki cinsi (Bil. a. Lavandula). Atlas okyanusu adalarından Akdeniz çevresi ülkelerine ve Hindistan`a kadar uzanan geniş bir alanda yetişen, lavanta (lavantaçiçeği de denir) cinsi üyeleri, çalı görünümlü, toplu başak biçiminde mavi, morumsu ya da kırmızı çiçekleraçan bitkilerdir. Cinsin örnek türü lavanta ya da lavantaçiçeği [Lavandula vera ya da Lavandula officinalis), dağlarda, 1 000-1 800 m arasındaki yükseltilerde yetişir; kurutularak dolaplara konan çiçekleri, giyecek ve çamaşırları böceklerden korur; ayrıca güzel bir koku verir. Yaklaşık 500 m yükseltide yetişen ince yapraklı lavanta [Lavandulaspica) türünden, boyacılıkta kullanılan bir esans elde edilir. Büyük lavantadan (Lavandula latifolia) ve çe­ şitli türlerin çaprazlamasıyla yetiştirilen melez lavantalardan, esans elde edilir. Türkiye`de Batı Anadolu`nun maki bölgelerinde yaygın olarak yetişen karabaş lavantanın (L. stoechas) çiçeklerinden ağrı kesici, balgam söktürücü, vb. olarak yararlanılır

Antoine Laurent de Lavoisier (kisi)

Antoine Laurent de Lavoisier, Fransız kimyacısı (Paris 1743-ay.y. 1794). Önce hukuk öğrenimi görüp, hukuk öğreniminin son yıllarında do- ğabilimle ilgilenen ve Krallık Bahçesi`nde özellikle Jussieu ile Guettard`ın derslerini izleyen Antoine Laurent de Lavoisier, kimyayı Rouelle`den özel ders alarak öğ­ rendi. İlk çalışmalarını 1766`da yapıp, Fuettard`la ülkenin maden haritasının verilerini toplamak için Fransa`nın doğusunu dolaştı. 20 Mayıs 1768`de yardımcı kimyacı olarak Bilimler Akademisi`ne girip, `flojiston` adı verilen gizli bir ilkeye dayalı bir kuramla açıklanan yükseltgenme olaylarıyla ilgilendi: Kurama göre, yanan ya da yükseltgenen cisimlerden çıkan flojiston, cisimlere yapışarak bir indirgenmeye yolaçıyordu. Bu kuramın olayları hesaba katmadığını ortaya koyduktan sonra, on yıllık bir çalışmayla, yanmada ve solunumda oksijenin (1774`te Priestley tarafından ilk olarak yalıtılmıştı) rolü­ nü açıkladı. 1783`te, Cavendish`in birkaçgün önce ger­ çekleştirmiş, ama tam açıklamasını yapamamış olduğu bir deneyi tekrarlayarak, suyun bileşimini buldu. Çağı­ nın bilginlerine bu buluşunu kabul ettirmek için üç yıl uğraşıp, sonunda, 27 Şubat-7 Mart 1785 arasında, bir bilginlertopluluğu önünde Meusnier`nin yardımıyla suyu önce ayrıştırmayı, sonra da bireştirmeyi başardı. Sonra asitler kuramını ortaya koyup (1777), mineral bileşiklerin ve kimyasal tepkimelerin doğası konusunda edinilmiş bütün kavramları altüst ederek, cisimlerin do­ ğal sınıflandırılmasının getirdi ve kuramlarının anlatımı olan yeni bir kimyasal dil oluşturdu (gazların incelenmesiyle yaratılan bu yeni kimyaya, çağın bilginleri `pnömatik kimya` adını verdiler). Methode de Nomenclature Chimique` (Kimyasal Adlandırma Yöntemi, 1785) yayınlayarak, flojistona dayalı kimyayı kesin bi­ çimde yıktıktan sonra, Laplace`la birlikte çalışarak hidrojenin yanmasıyla su elde edileceğini kanıtladı. Gene Laplace`la ilk kalorimetri ölçümlerini gerçekleştirip, 1781`de elması yakarak karbon dioksidin bileşiminin ortaya koydu. Traite Elementaire de Chimie (Temel Kimya Kitabı, 1789) adlı yapıtını yayınlayıp, bu çalışmaları arasında iktisatla da ilgilenerek, Turgotve Necker`le dostluk kurdu ve bir vergi bölgesinin mültezimliğinegetirildi. Maliye bakanlığına atanıp (1791), vergilerin alınması için bir plan önererek, De la Richesse Territoriale du Royaume de France (Fransa Krallığı`nın Toprak Zenginliği) adlı muhtırasında açıkladı. Konvansiyon hükü­ metinin bütün eski mültezimlerin tutuklanması için bir karar alması üstüne,` kendiliğinden teslim olup (28 Kasım 1793), ertesi yıl giyotinde başı kesildi.

lavrensiyum (kimya)

lavrensiyum, Periyodik çizelgenin 111B grubunda yeralan uranyum ötesi element. Simgesi Lr, atom sayısı 103, atom ağırlığı 260 (en uzun yarıömürlü izotopununki) olan, adı siklotronun bulucusu Ernest O. Lawrence`ın adından kaynaklanan lavrensiyum, doğada bulunmaz. İlk olarak 1961`de Kaliforniya`da Berkeley Işınım Laboratuvarı`nda elde edilmiştir: Albert Ghiorso, T. Sikkeland, A. E. Larsh ve R. M. Latimer, bir kaliforniyum izotopları karışımını bor-ll iyonlarıyla bombardıman ederek yarıömrü 4,2 saniye olan 285Lr/yi elde etmişlerdir. Daha sonra, başlıca uranyum ötesi elementlerin ağır iyonlarla bombardıman edilmesiyle, başka lavrensiyum izotopları da elde edilmiştir.

Mihail Alekseyeviç Lavrentiyev (kisi)

Mihail Alekseyeviç Lavrentiyev, Rus matematikçisi (Kazan 1900-Moskova 1980). Moskova Üniversitesini bitiren (1922) Mihail Alekseyeviç Lavrentiyev, teknik bilimler doktorasını, fizik ve matematik bilimleri doktorasını tamamlayıp, Moskova Üniversitesi`nde ders vermeye başladı (1931). SSCB Bilimler Akademisi`ne üye seçildi (1946). Kuramsal Mekanik ve Hesap Tekniği Enstitüsü yöneticiliğinde, bulundu. Fransız Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçildi (1971). Kümelerin tasarı kuramları, çokterimlilerin yakınsak dizileriyle gösterilebilen fonksiyonları, karmaşık bir de­ ğişkenin fonksiyonları, uygun ve yarı uygun betimlemelerin analitik kuramları üstüne çalışmalar yapan Mihail Alekseyeviç Lavrentiyev, kanallar açılması, yüzey şekillerinin değiştirilmesi alanında nükleer güçten yararlanma konusunda yapılan araştırmalara öncülük etmiştir.

lavta ()

lavta, XVI. yy`dan başlayarak Avrupa`da kullanılan ut biçimi- çalgı. Gerek adı, gerek biçimi uttan kaynaklanan lavta,müslüman Araplar aracılığıyla Avrupa`ya girip, XVI. yy`dan başlayarak Avrupa`nın her yanına yayılmıştır.

D. H. Lavvrence (kisi)

D. H. Lavvrence, İngiliz yazarı (Eastwood, Nottinghamshire 1885-Vence, Fransa 1930). Bir madenci ailesinin oğlu olan David Herbert Lawrence, kendi kendini yetiştirip, ülkesinin toplumuna ve dinine şiddetle karşı çıktı. İçgüdüye ve ten zevklerine dayanan bir dinin kaynaklarını kaybolmuş uygarlıklarda arayıp, bu görüşü yaymaya çalıştı ve Meksika`ya giderek Azteklerin dinini inceledi. Romanlarında, yüreğinde taşıdığı bu insanlık anlayışını canlandırmaya çalışıp, İtalya, Avustralya, Meksika`da yaşadıktan sonra Fransa`da veremden öldü. Sürekli olarak cinsel saplantının izlerine rastlanan romanları birçok kez yasaklanmış olan D.H. Lawrence`m başlıca yapıtları arasında Oğullar ve Sevgililer(Sons and Lovers, 1913), The Rainbow (Gökkuşağı, 1915), Aaron`s Rod (Aaron`un Değirmeni, 1922), Kangoroo (Kanguru, 1923), The Plumed Serpent (Tüylü Yılan, 1926), Lady Chatterley`in Âşığı (Lady Chatterley`s Lover, 1928) sayılabilir. Ayrıca öyküler ve şiirler de yazmışın

Ernest Orlando Lavvrence (kisi)

Ernest Orlando Lavvrence, Norveç asıllı ABD`li fizikçi (Canton, Güney Dakota 1901-Palo Alto 1958). Güney Dakota, Minnesota ve Chicago üniversitelerinde öğrenim gören Ernest`Orlando Lawrence, Yale Üniversitesi`nde doktorasını verip (1925), Kaliforniya Üniversitesi`nde doçentliğe (1928) ve profesörlüğe (1930) yükseldi. Berkeley Işınım Laboratuvarı yöneticiliğinde (1936-1958) bulunup, 1939`da Nobel Fizik Ödülü`nü aldı. Atom başkalaşımını oluşturmak için atom çekirdeği bombardımanı yöntemleri geliştiren (1920 yıllarında) E.hnO. Lawrence, kutupları arasında hareket eden protonların gidiş yönünü saptırarak hareketlerini daireselleştiren büyük bir mıknatıs kullanarak, yeni bir aygıt geliştirdi: Protonlar her dönüşünde daha yüksek potansiyelle karşılaşarak, sarmal hareketlerle aygıtın çevresine doğru yön değiştirdiler. Bu buluşuna `siklotron` adını verip (siklotronla yeni radyoaktif maddeler üretildi ya da ayrıldı; mezonların maddeleştirilmesi sağlandı), atom silahlarının temelini oluşturan plütonyumu laboratuvarda elde etti (1940). Uranyum 235`i kütle tayfı yoluyla ayırma girişimi için Berkeley`deki büyük siklotronu sökerek, tartılabilir kütleler veren `calutron`u oluşturdu. Buharlardaki fotoelektrik etki, termo-iyonik yayınım ve kritik gizilgüç konularında değerli çalışmalar yaptı.

Sir Thomas Lavvrence (kisi)

Sir Thomas Lavvrence, İngiliz ressamı (Bristol 1769-Londra 1830). Çocuk yaşta şiir ve resme büyük yatkınlık gösterip, 1779`da ailesi Oxford`a yerleşince yetenekleriyle üniversite ileri gelenlerini şaşırtan, Sir Thomas Lawrence, ailesi Bath`a göçünce, o sıralar ünlü bir ressam olan Mr. Hoare`ın koruyuculuğuu altında, Hamilton koleksiyonundaki İtalyan ustalarının tablolarını kopya etti. 1783`te henüz 14 yaşındayken, Sanatlar Derneği`nin altın madalya ödülünü alıp, Reynolds`un yanında çalıştı. Sonraki yıllarda, ileri gelen kişilerin portre ressamlığını yapıp, 1792`de, henüz 23 yaşındayken, Reynolds`un ölümü üstüne kralın portre ressamlığına atandı. 1794`te Krallık Akademisi`ne üye seçilip, o tarihten sonra Reynolds`dan d^ha kadınsı, daha romantik olan üslubunu pekiştirdi; çocukluğundaki ustalığını özellikle pasteltekniğiyle kazanmış olduğunu anımsayarak, resmine bu tekniğin inceliğini, seçkinliğini ve sevimliliğini aktarmayı başardı. Reynolds`dan sonra, hem XVIII. |yy`ın kibar inceliğine, hem de romantizmin daha canlı duyguluğuna tutkun bir dönemin beğenisine son derece uygun yeni bir sanat ortaya koydu. 1794-1814 arasındaki yirmi yılı başarıdan başarıya koşarak geçirip (krallık ailesinin, soylu kişilerin ve Mrs. Siddons gibi güzel kadınların portrelerini yaptı), 1815`te Paris`e gitti.Viyana Kongresi`ne katılan başlıca üyelerin portrelerini yapmakla görevlendirilip, Viyana`dan Roma`ya geçerek, Pius Vll`nin ve kardinal Gonsalvi`nin portrelerini yaptı. Sanatının doruk noktası sayılan bu portrelerle ününü Avrupa`nın her yanına yaydı (1825`te Londra`ya giden genç Delacroix, Baron Schwitter`in portresinde onun tarzını örneksemeye çalıştı). 1820`de Londra`ya dö­ nüp, Krallık Akademisi`nin başkanlığına seçildi. Öbür portreleri: Bering, Lord Aberdeen, LadyCooper, MissArbuthnot, Sutherland Düşesi, Gower Kontesi, Londonderry Markisi, Charles X, Berry Düşesi, Lady Dover, vb.

T. E. Lavvrence (kisi)

T. E. Lavvrence, ngiliz casusu (Tremadoc 1855-Claud Hill| 1935). Oxford Üniversitesi`nde doğubilim doktorası yapan Thomas Edward Lawrence, 1911-1914 arasında Kargamış`taki Hitit kazılarına katıldı. Birinci Dünya Savaşı baş­ layınca teğmen olarak orduya alınıp, Mısır`a atanarak, istihbarat işleriyle görevlendirildi. Arap kabilelerinin Osmanlılara ayaklanmasını destekleyip, Mekke şerifi Hüseyin`in oğlu Faysal`a ve öbür Arap şeyhlerine para ve silah yardımı yaptı; ayrıca, bağımsızlık sözü vererek, Osmanlı ordusunu arkadan vurmalarında önemli rol oynadı. Bir Arap birliğinin başında Akabe`yi ele geçirip,Kudüs`ün düşmesini kolaylaştırdı. Savaştan sonra Araplara verilen sözlerin tutulmaması üstüne, kral tarafından verilen madalyaları geri çevirerek, albay rütbesiyle ordudan ayrıldı. 1921`de Churchill`in Arap işleri danış­ manlığına getirilip, sonra değişik kimliklerle İngiliz ordusunun çeşitli birliklerinde er olarak görev aldı ve 1935`te hava kuwetlerinden emekliye ayrıldı. Bir motosiklet kazasında öldü.

Bunlara bakanlar bunlara da baktı

Benzer isimler

Güncel Filmler

Son Eklenen Filmler

Zübük
Zübük Devamı

Sizin için seçtiklerimiz

The Wee Man
The Wee Man Devamı
Mezarlık
Mezarlık Devamı
Kanlı Hasat
Kanlı Hasat Devamı

The Towering Inferno
The Towering Inferno Devamı
Beş Atın Mezar
Beş Atın Mezar Devamı

Maide`nin Altın Günü
Maide`nin Altın Günü Devamı

Aşkın Kaderim Oldu
Aşkın Kaderim Oldu Devamı
Hastanede Dehşet
Hastanede Dehşet Devamı
Ölümcül Sır
Ölümcül Sır Devamı