Nostaljik Türk filmleri  |   Nostaljik Yabancı filmler  |   İstanbul AVM'ler  |   Ankara AVM'ler  |   İzmir AVM'ler  |   Kıbrıs AVM'ler  |  

Ordu

Hareket Ordusu (tarih)

Hareket Ordusu, 31 Mart O layı`nı bastırmak için Selanik`ten İstan­bul`a gelen birliklere verilen ad. İkinci M eşrutiyetin ilanından (1908) sonra gerçekleştirilen reform hare­ketlerine bir tepki olarak gelişen 31 Mart Olayı`nı bastırmak için Selanik`te 3. O rdu`nun hazırladığı, kurmay heyetinde Mustafa Kemal`in de yer aldığı Hareket Ordusu, Hüseyin Hüsnü Paşa komutasında İstanbul`a gönderildi. Yeşilköy`den sonra komutanlı­ğı devralan Mahmut Şevket Paşa yönetiminde kente girerek, semt ve sokak çarpışmalarından sonra ayaklanmayı bastırdı. Mebusan Meclisi`nin yeniden göreve başlamasıyla, Abdülhamit II tahttan indirilip, 27 Nisan 1909`da yerine Mehmet V geçirildi.

George Hamilton-Gordon, Dördüncü Aberdeen Kontu (kisi)

George Hamilton-Gordon, Dördüncü Aberdeen Kontu, İngiliz siyaset adamı (Edinburgh 1784-Londra 1820). Meslek yaşamına Avrupa`nın çeşitli ülkelerinde önemli diplomatik görevlerle başlayan (1812) Dördüncü Aberdeen Kontu George Hamilton-Gordon, 1828-1850 ve 1841-1846 yılları arasında Dışişleri bakanlığı yapıp, VVebster-Ashburton ve Oregon (1840) antlaşmalarının imzalanmasını sağlayarak ABD`yle iki sınır anlaşmazlığını çözümlemeyi başardı. 1852`de bir koalisyon hükümetinin başkanlığına getirilip, İngiltere`nin (1841) Kırım Savaşina girmesini önlemeye çalıştıysa da, başaramadı. Savaşı iyi yönetememekle suçlanınca, istifa etmek zorunda kaldı.

Altınordu Devleti (yer)

Altınordu Devleti, Doğu Avrupa ve Volga Irmağı kıyılarında .XIII. yy./ortalarından XVI. yy. başlarına |kadar varlığını sürdürmüş Türk-Moğol devleti. Cengiz Han`ın torunu, Cuci Han`ın oğlu Batu Han`ın Aşağı Idil kıyılarını merkez seçerek Saray kentini kurdurup, başkent yapmasıyla temelleri atılan Altınordu Devleti, Batu Han döneminde hızla genişleyerek Harizm ve Azerbaycan`a kadar Kafkasya`yı, Kıpçak bölgelerini, Orta İdil ve Aşağı İdil bölgesini sınırları içine aldı. 1275`te Batu Han`ın yerine tahta çıkan Berke Han, İslâm dinini kabul etti ve Mısır Sultanı Baybars`la anlaşarak Hulâgu Han`ı yendi. Özbek Han (1313-1341) ve Canibek Han (1342-1357) dönemlerinde Azerbaycan`ın da alınmasıyla Doğu Avrupa`nın en büyük devleti haline gelen Altınordu Devleti, Berdibek Han`ın (1357-1359) ölümünden sonra iç çatışmalarla bir çöküş dönemine girdi ve Timur`un iki saldırısıyla (1391 ve 1395) iyice sarsıldı. Seyit Ahmet Han`ın (1445-1481) bir süre için yeniden düzene soktuğu ülke, ölümünden sonra parçalandı (1502) ve toprakları üstünde beş ayrı hanlık (Astrahan, Kırım, Kazan, Sibirya ve Nogay hanlıkları) kuruldu. Çeşitli kabilelerin (Moğollar, Tatarlar, Kumanlar, Kıpçaklar, vb.) oluşturduğu bir federasyon yapısında olan, halkının büyük bölümü göçebe yaşayan ve hayvancılıkla geçinen Altınordu Devleti`nde ticaret büyük ölçüde gelişmişti. Başlangıçta Moğol hukuku uygulanırken, İslâm dininin benimsenmesinden sonra, şeriat hukuku da uygulanmaya başlanmıştı. Resmî dili Türkçe olan devletin başkentinin nüfusu, XIV. yy. için büyük bir sayı olan 100 000`i bulmaktaydı.

İrlanda Cumhuriyet Ordusu ()

İrlanda Cumhuriyet Ordusu, Kuzey İrlanda`nın Birleşik Krallık`a bağlı olmasına karşı çıkan, Dublin`deki İrlanda hükümetini de tanımayan gizli ordu. İrlanda Cumhuriyet Ordusu (İRA) adı ilk olarak, Paskalya Ayaklanması (1916) sırasında İrlanda`nın bağımsızlığa kavuşması için İngiliz birliklerine karşı gerilla savaşımı veren İrlandalı militanlar için kullanıldı. 1921`de İngiliz ve İrlandalı siyasetçilerin İrlanda`daki 32 yönetim bölgesinden 26`sının İrlanda Özgür Devleti adıyla içişlerinde özerk Commonwealth üyesi bir devlet haline getirilmesi, kuzeydeki 6 yönetim bölgesininse Kuzey İrlanda adıyla Birleşik Krallık`a bağlı kalması konusunda görüş birliğine varmalarından sonra, İrlanda Cumhuriyet Ordusu`nun bu antlaşmayı destekleyen üyeleri, İrlanda Özgür Devleti`nin ordusunu oluşturdu. Eamon Idel Valera yönetimindeki, bu antlaşmaya karşı çıkan üyelerse, 1922-23`teki iç savaşta yenildikten sonra, günümüzdeki İRA`yı oluşturdular. Eamon idelValera`nın bir süre sonra yasal siyasete dönüp, başbakan olmasından sonra, cumhuriyet yanlılarının çoğu da onu izledi ve İRA aşırı görüşlülerden oluşan küçük bir gizlr örgüt haline geldi. İRA üyeleri 1930 yıllarında İrlandalı faşistlere (MaviGömlekliler) karşı savaşarak, solcu bir özellik sergiledilerse de, her şeyden önce İrlanda`nın tam bağımsız bir cumhuriyete dönüşmesi amacına ağırlık verdiler ve Birleşik Krallık Nazi Almanyası`na kar­ şı İkinci Dünya Savaşı`na girince, Alman casuslarının eylemlerini desteklediler. 1930-1940 yılları boyunca İRA, İzlanda Özgür Devleti hükümetiyle sık sık görüş ayrılığına düştü ve üyeleri Eamon İde1 Valera`nın başbakanlık döneminde bile ko- ğuşturuldu. 1950 yıllarından başlayarak, örgüt özellikle, Kuzey İrlanda`daki baskı altında yaşayan katolik azınlık arasında kendine yandaş buldu ve 1960 yıllarında daha çok, temel toplumsal reformlar yayılması amaçlı eylemler düzenledi. Kuzey İrlanda`da 1969`da patlak veren katolik azınlığa daha çok hak tanınması yolundaki gösteriler İRA`nın, bir siyaset değişikliği yapmasına yol açtı. `Resmî` İRA, terör eylemlerine karşı çıkarken, örgütten ayrı­ lan terör yanlısı `geçici` İRA üyeleri, gerek Kuzey İrlanda`da, gerek İngiltere`de birbiri ardına terör eylemlerine giriştiler. 1970, 1980 ve 1990 yıllarında da hem Kuzey İrlanda`daki, hem de İngiltere`deki eylemlerini sürdürdüler: Şubat 1991 `de, Londra`da başbakanlık konutuna füze atılması; birkaç gün sonra Londra`dan Victoria istasyonuna 40 kişinin yaralanmasına ve 1 kişinin ölümüne yol açan bir bomba yerleştirilmesi; 1993`te Londra`nın çeşitli yerlerine, özellikle dedamden semtinde bir mağazaya bomba yerleştirilmesi ve Heatrow havaalanına roketlerle saldırıda bulunulması, vb.

ordu ()

ordu, Bir devletin askerî güçlerini topluca belirten terim. Şiddet ve saldırıya bütün toplumlarda raslanır; ama yağ­ mayla geçinen silahlı bir çete, çeşitli özel birlikler halinde örgütlenmiş az ya da çok sürekli bir görevi olan bir ordudan farklıdır. Bu yüzden, tarihte gerçek ordular, ilk imparatorlukların ya da cumhuriyetlerin kurulmasıyla ortaya çıkmıştır.
TARİHÇE Orduların 4 000 yıla yakın bir geçmişe dayanan tarihi, savaş tekniklerinde üçlü bir evrimi ortaya koyar. Teknik evrim, korunmadan hareketliliğe ve ateş gü­ cüne yönelmiştir. Zırhla korunmanın sakıncası, hareketsizlik ya da hareket yavaşlığı olduğundan, zırh orta­dan kalkmış, hareketliliği geliştirme çabaları, süvariliğin ortaya çıkmasından sonra hızla gelişerek, motorlu piyade birlikleri, hava indirme birlikleri ve füze atar denizaltılarla sonuçlamıştır. Ama teknik evrim, özellikle atış gü­ cünü geliştirmeye yönelmiş ve Romalıların mancınıklarından, günümüzün nükleer silahlarına ulaşmıştır. İkinci evrim, ordunun insan gücünü artırma yönünde olmuştur. İskender`in ordusu 37 000 kişilik, Napolyon`un ordusu 600 000 kişilikken, Almanya İkinci Dünya Savaşı`nda 10 milyon kişiyi silah altına almış, böylesine büyük kitlelerin ortaya koyduğu komuta güçlükleri, kurmay ve muhabere sınıflarının gelişmesini sağlamış, böylece, orduların evriminin üçüncü özelliği ortaya çıkmıştır: Kusursuz bir gerecin büyük tüketicileri olan ordular, günümüzde günden güne bir ülkenin sanayi gücüne bağımlıdır; bir savaşın patlak vermesi, savaşan ülkelerin sanayi ve ekonomi gücüyle yakından ilişkilidir.ESKİÇAĞ`DA ORDU Eskiçağ`da Doğu krallarının sürekli koruyucu birlikleri vardı; ama gerçek anlamda orduları yoktu: Devlet bir tehlikeyle karşılaştığında, yurttaş topluluğu devleti savunmaya çağrılıyordu. Bununla birlikte, savaşçı bir halk olan Asurlular, daha o dönemde, piyadeler ve süvarilerden oluşan ulusal bir ordu kurmuşlardı. Askerleri, topuz, balta, mızrak, yay kullanıyor, kalkanla korunuyorlardı. İbranilerin yay, sapan ve küçük bir kalkanla donatılmış hafif piyadeleri, kılıç, mızrak ve büyük bir kalkanla donatılmış ağır piyadeleri, savaş arabalarına bindirilmiş birlikleri vardı. Perslerin orduları özellikle yüz, bin, on bin kişilik birljklere bölünmüş ve yaylarla donatılmış süvarilerden oluşuyordu. Mısır, Libyalı Berberilerden ve siyahlardan oluşan birliklerin yanı sıra, 50 000 kişilik (piyadeler, süvariler, savaş arabaları) sürekli bir ordu beslemekteydi. Her erkek çocuğun askerî eğitim gördüğü eski Yunanistan`da, ilk olarak MakedonyalIlar, ağır piyade birlikleri kurdular. Yurttaşların oluşturduğu ağır piyadeler, tolga, deri ve madenden yapılmış bir zırh ile yürüyüşler sırasında bir uşağın taşıdığı ağır bir tunç kalkanla korunuyor, silah olarak uzunluğu bazen 6 m`yi bulan bir mızrak, bir kılıç ve bir tür saldırma kullanıyor, süvarilerin saldırılarına karşı birbirlerine sokularak, aşılması güç bir kütle oluşturuyorlardı. Yabancılardan ve kölelerden oluşan hafif piyadeler, özellikle düşmanı kovalamada görev alıyorlar, piyadeler, deri süslemeli, sazdan yapılmış hafif bir kalkan, bir yay, 15 ok ya da taş ve kurşun parçaları attıkları bir sapanla donatılıyorlardı. Eski Yunanistan`da süvari birlikleri, ilk olarak İsparta`da, İ. Ö. IV. yy`a doğru ortaya çıktı. Süvariler, başlangıçta ata eyersiz ve üzengisiz biniyor, ince uzun bir mızrak ve iki kargı kullanıyorlardı. Öncü olarak çarpışmakla, yerdeğiştirmelersırasında piyadeleri korumakla, ka­ çan düşmanı kovalamakla görevliydiler. MakedonyalI Philippos`un eyer kullanmayı zorunlu kılmasından ve süvarileri ağır zırhlarla donatmasından sonra, Büyük İskender, ordusunu ağır piyadeler, hafif piyadeler, süvariler, paralı askerler ve müttefik devletlerin birliklerinden oluşturdu. Ondan sonraki imparatorlar ordularında, fillere ve savaş arabalarına da yer verdiler. Romalılarda krallık döneminde bölükler (centuria) halinde düzenlenen ordu, cumhuriyet ve imparatorluk dönemlerinde 6 000 kişilik lejyonlara bölündü; her lejyon 300 kişilik bir süvari gücüyle destekleniyordu. Yurttaşların oluşturduğu bu lejyonların yanı sıra, orduda müttefik halkların hafif piyadeleri ve yabancı paralı askerler vardı. Augustus döneminde Roma ordusu, 50 lejyondan oluşuyordu; kitle halinde asker toplama yöntemi bırakılmış, yirmi-yirmibeş yıllık sözleşmelerle askere alınan, yıllık bir ücret verilen, belirli bir yaşa gelince emekli aylığı bağlanan meslekten bir ordu kurulmuştu. Roma askerleri 1,70-2 m uzunluğunda bir mızrak, kı­ lıç, kargı, sapan ve yayla donatılmışlardı. Ayrıca, Roma ordusunda, 400 m uzaklığa, 40 kg ağırlığında taşlar fırlatan mancınıklar vardı. Kale duvarlarına koçbaşlarıyla saldırılıyordu. Savaş taktiği, göğüs göğüse çarpışmadan sonra, kanatlardan sarkarak düşmanın kuşatılmasına ve kaçan düşmanın yabancı süvariler tarafından kovalanmasına dayanıyordu. İkmal ve haberleşme sistemleri ve sınırlardaki tahkimat, günümüzdeki örgütlenmeye yakındı. Batı Roma İmparatorluğu yıkılınca (476), Roma`nın eski müttefikleri, ordularında lejyon örgütlenmesini uzun süre korudular. Franklarda ve Germenlerdeyse, hererkek biraskerdi ve çoğunlukla seçimle işbaşınagelen komutanların buyruğundaki savaşçı topluluklarının büyük bölümü piyadelerden oluşuyordu. Kesin bir dü­ zeni olmayan, ayİık almayan bu topluluklar, yağmayla ve topladıkları ganimetle geçiniyorlardı. SÜVARİ GÜCÜNÜN GELİŞMESİ IX. yy. başında Frank kralı Charlemagne, özgür her erkeğin silah altına alınmasını bir yönergeye bağlamayı denedi ve özenle hazırlanmış kurallar koydu. Ordusunu 6 000-10 000 kişiden oluşan, aylarca yetecek erzağı bulunan, kuşatma ve tahkimat kurma için gerekli gereç­ leri arabalarda taşıyan birlikler halinde örgütledi. Süvari gücünü önemli ölçüde artırdı. Charlemagne`ın ölü­ münden sonra, feodalite dönemi boyunca Avrupa`da süvari gücünün önemi, piyadenin zararına arttı. Feodalite dönemi birliklerinin direnme merkezi, şatolardı. Savaş birlikleri, her birinin bir seyisi ya da bir uşağı bulunan 50-100 şövalyeden oluşuyordu. Ayrıca burjuva milisleri vardı ve hükümdarlar yabancı paralı askerler de tutuyorlardı. Bir savaş durumunda hükümdar, şan ve servet kazanmak isteyen herkesi onu izlemeye çağı­ rırdı: Fatih William, İngiltere seferine çıkarken, bu yolla 15 000 kişi toplamayı başarmış ve Hastings Savaşı`na (1066), okçulardan, piyadelerden, şövalyelerden olu­ şan güçlü bir orduyla girmiştir. Orta Asya`da Cengiz Han`ın ordusu (XIII. yy. başı) bütünüyle süvarilere dayanıyor, bu süvarilerin savaşçı­ ları ve çevrelerine yaydıkları korku, başlı başına bir savaş taktiği yerine geçiyordu. HAREKETLİLİĞE DOĞRU: TOPÇU SINIFI Yüzyıl Savaşları`nda (1337-1433), hafif ateşli silahlar, özellikle de çarpışma koşullarını değiştiren top kullanılmaya başlandı. İtalyanların ve Almanların kullandıkları küçük topların yerini, 1360`tan sonra uzun namlulu, büyük çaplı, 15-20 öküzün çektiği toplar aldı. Baş­ langıçta namludan, sonraları kundaktan doldurulan toplar, demir kasnaklı taş gülleleri ya da dökme gülleleri 300 m`ye atıyordu. Kundaklar ilkeldi. Aynı dönemde süvari gücü de bütünüyle yeniden örgütlendi. Piyadede, sayısı günden güne artan paralı askerler, noter önünde yapılan sözleşmelerle işe alınıyordu. HollandalIlar, İskoçyalılar, İrlandalIlar, Flamanlar, özellikle de İsviçreliler, Avrupa`nın bütün ülkelerinde paralı asker olarak çalışmaktaydılar. 1480`e doğru piyade güçleri, toplarla desteklenen 1 000`er kişilik taburlara bölündü. XVI. yy`daki İtalya Savaşları sırasında,zırhlı şövalyeler, mızraklı piyadeler, hâlâ göğüs göğüse çarpışmaktaydılar. Dönemin savaş düzeninde, önde bir topçu hattı yeralıyor, arkasına mızraklı piyadeler yerleştiriliyor, kanatlar arkebüzlü ve ağızdan dolma tüfekli birlikler tarafından korunuyordu. XVI. yy. sonunda hâlâ mızrak kargı, saldırma, topuz kullanıyordu; ama tabanca ve arkebüz de yaygınlaş­ mış, Almanlar, Piomonteliler ve Lombardialılar, arkebüz kullanmadaki ustalıklarıyla ün salmışlardı. Tunç topların ateş erimi 500 m`yi bulmuştu; ama çekilmeleri için 17-35 atgerekiyordu. Süvariler, Avrupa`nın hemen her yerinde ateşli silahlarla donatılmışlardı. Savaş takti­ ğinde, sıkışık düzen bırakılmaya başlanmıştı. MODERN ORDUYA DOĞRU XVII. ve XVIII. yy`larda Avrupa`daki orduların tümü, Maurits van Nassau`nun ve Avrupa`nın en iyi ordusunu kuran İsveç kralı Gustaf II Adolf`un düşüncelerine.göre yeniden örgütlendi. İsveç ordusunun beşte biri süvarilerden oluşuyordu. Salvo atışı yapan toplar kullanılmaya başlanmıştı. Piyade gücü artık, savaşta ve barışta aynı komutanların buyruğunda olan alaylar halinde örgütleniyor, her alay bölüklere ayrılmış 1 -4 taburdan oluşuyordu. Topçu sınıfı özerk bir güç haline gelmişti. Bu arada, askerliğin her alanında reformlar gerçekleştirildi. Disiplin, üniforma, ücret, yiyecek dağıtımı, bütünüyle değişti. Askerî okullar açıldı; askerî mahkemeler kuruldu; kışla yaşamı kurallara bağlandı. Süngü bulundu. Zırh kesinlikle ordudan kalktı. 1780`e doğru Prusya kralı Friedrich II, doludizgin ilerleyen biniciler tarafından çekilen `uçan topçular`ı örgütledi. Napolyon`un `Büyük Ordu`su, bütün Avrupa ordularına örnek oldu; örnek alındı. `Büyük Ordu`, Rusya seferi (1813) sırasında 25 000 kişilik muhafız birlikleri ve 600 000 kişiden oluşuyordu. 1813`te, 243 piyade alayı, 93 süvari alayı, 10 yaya topçu alayı, 8 koşulu topçu alayı, 22 top çeker taburu, 2 köprücii (istihkâm) taburu halinde örgütlenmişti. Böylesine büyük bir ordunun yönetimi için Napolyon, genel karargâhında 400 subay ve 5 000 er toplamıştı. Birliklerinin yer değiştirme özelliklerini çok iyi bilen, düşmanın yer değiştirmelerini doğru ve çabuk olarak haber alan, savaşta en verimli çözümleri çarçabuk bulabilen Napolyon`un savaş ilkeleri, hızlı ilerlemeye ve apansızın saldırmaya dayanıyordu. Napolyon`un yenilgisinden sonra, Avrupa devletleri, ordularının bir bölümünü terhis ettiler ve askerî sistemlerde yenilik yaptılar: Ordular, artık ulusal ordu özelliğinde olacak, askerler belirli dönemler için silah altına alınacaklardı. XIX. yy`da özellikle savaş taktiklerini geliştirme yolunda çaba harcandı ve Napolyon`un savaşları özenle incelendi. Bazı ülkelerin giriştiği sö­ mürgecilik savaşları için gerekli, çekirdekten yetişme komutanlar sağlandı. Bu arada teknik gelişmeler de gerçekleştiriliyor, tüfekler hafifleşip kıısursuzlaştırılıyordu. 1850`ye doğru, toplarda da büyük bir gelişme ger­ çekleştirildi. MODERN ORDU Birinci Dünya Savaşı`nda (1914-1918), İtilaf Devletlerinin ulusal orduları, o güne kadar görülmemiş bir boyuta ulaştı. Milyonlarca kişilik yığınlara komuta etmek için, ordu grupları kuruldu. Kurmay sınıfı kalabalıklaştı ve yeni silahlar bulundukça, işi karmaşıklaştı. Toplar büyük ölçüde gçlişerek, çapları 65-400 mm`yi buldu; erimleri 20 krriye yaklaştı. Bazı ülkeler, top mermisi üretimini günde 250 000`e çıkardılar. Atış gücünün sürekli artırılmasına yönelik bu araştırma sonunda, başlangıçta saldırıya dönük olan savaş, sürekli sınırlar üstünde durağanlaştı. Piyade güçleri, makineli tüfek, hertürel bombası, havantopları ve alev araçlarıyla donatıldı. Düşman ordularının ilerlemesine karşı dikenli tellerle ve mayınlı alanlarla korunan siperler kazılıyordu. 1915`te Almanlar ilk gaz bombalarını kullandılar. 1916`da İngilizlerve Fransızlar ilk zırhlı otomobilleri yaptılar. Bütün birlikler telefon kullanmaya başladılar. Ulaşımsa, kamyonlar ve trenlerle sağlanı­ yordu. 1911`de doğmuş olan askerî havacılık, daha 1914`te savaşa katılarak, keşif, av ve bombardıman görevlerini üstlendi. 1799`dan sonra ortadan kalkmış olan balonlar, yeniden gökyüzünü doldurdu. Bu arada uçaksavar sınıfı ortaya çıktı. Bu gelişmeler sonucunda, Birinci Dünya Savaşı 8 700 000 kişinin ölümüyle sona erdi. İkinci Dünya Savaşı`nda (1939-1945), daha da kalabalık ordular ve çok daha öldürücü teknikler kullanıldı. Piyadenin silahları otomatikleşti (makineli tabanca); topların erimi on kat arttı. Radar sayesinde, uçaksavar bataryalarının etkisi gün geçtikçe çoğaldı. Her er, bir uzman haline geldi. Tankların, füzelerin ve her çaptan topların sayısı büyük ölçüde arttı. Savaşın ilk evresinde, zırhlı araçlar son derece etkili oldu. 1940 Alman saldırısı Lüksemburg ile Kuzeydeniz! arasında sıralanmış 4 000 tanka dayanıyordu. Savaşın gelişmesiyle, ABD büyük bir zırhlı tümen kurdu. Aynı zamanda, paraşütçü birlikleri cepheyi her yana taşıdı. Ama özellikle, hava egemenliğinin önemi ortaya çıktı. Normandiya çıkarmasını hazırlamak için İngiltere`de 18 000`e yakın uçak üslendi. 3 000`den çok uçak, Almanya`ya ve Alman işgali altındaki topraklara binlerce ton bomba yağdırdı. Ordunun üç gücü arasındaki işbirliği kusursuzlaştı. nsanlığın gördüğü en büyük savaş olan İkinci Dünya Savaşı, 1945`te Japonya`ya atılan iki atom bombasıyla, arkasında 38 milyon ölü bırakarak sona erdi. Özet olarak, günümüzde, savaş programlı bir hazırlık dönemi ve özenle planlanmış uygulama isteyen bir sanayi girişimine dönüşmüştür. Zaferi, gereç örgütlenme ve savaşan tarafların sanayi gücü sağlamaya başlamıştır. Ama İsrail-Arap, Kore, Vietnam savaşlarının da kanıtladığı gibi, son sözü hâlâ piyade söylemektedir. TÜRKLERDE ORDU Tarihte ne kadar geriye bakılırsa bakılsın, Türklerin gö­ çebe yaşadıkları dönemlerde bile, düzenli ordular kurmuş oldukları görülür. Daha Göktürkler döneminde başlayan, boylara bölünme ve kesin askerî yasalara uyma, Türklerin asker bir ulus olarak tanınmasını sağlamış, İslâm`ı benimsemelerinden sonra halifeler tarafından muhafız seçilmelerine yolaçmıştır. Selçuklular döneminde kurulan askerî birlikse, bütün Türk-İslâm orduları tarafından örnek alınmıştır. OSMANLI DÖNEMİNDE TÜRK ORDUSU Osmanlı tarihinin, Osman Gazi`den Fatih Sultan Mehmet`e kadar uzanan döneminde, ordu, barışta kendilerine verilmiş topraklarda tarımla uğraşan, savaşta silah altına alınan piyade ve süvarilerden oluşuyordu. Murat I döneminde, Avrupa`nın ilk sürekli ordusu olan Yeni­ çeri ordusu kurulduysa (1365) da, ordunun asıl bölü­ münü uç kuwetleri, yayalar ve tımarlı sipahiler oluşturuyordu. Murat II dönemindeki yeni düzenlemeyle, ana kuwetleri gene tımarlı sipahiler, akıncılar ve yayalardan oluşan Türk ordusu, ateşli silahlar bakımından Avrupa`nın en gelişmiş ordusu haline geldi ve top kullanılmaya başlandı. Fatih Sultan Mehmet İstanbul`u alınca, Yeniçeri ocağına `Sekban bölükleri` denilen yeni birlikler kattı ve Yeniçeri ordusunu 12 000 kişiye çıkardı; döktürdüğü çok büyük toplarla bu ordunun gücünü artırdı. XVII. yy. başlarında, kapıkulu ve eyalet askerleriyle birlikte Türk ordusu 200 000 kişiyi bulmuştu. Ama XVII. yy`dan başlayarak Türk ordusunun sürekli ayrı ayrı cephelerde savaşmak zorunda kalması, gün geçtikçe güçsüzleşmesine yolaçtı. Selim lll`ün `Nizamıcedit` adlı yeni askerî birlikler kurması, Mahmut ll`nin yozlaş­ mış olan Yeniçeri ocağını kapatarak `Asakiri Mansurei Muhammediye` adlı yeni bir ordu oluşturması, çeşitli Avrupa devletlerinden yabancı uzmanlar getirtilme çalışmaları, pek büyük sonuçlar vermedi. XIX. yy`da Alman askerî yöntemlerinin benimsenmesine, topçu ve ağır makineli birlikleri kurulmasına, havacı sınıfının doğmasına karşın, Birinci Dünya Savaşı yenilgisinden sonra Osmanlı ordusu dağıldı ve Kurtuluş Savaşı`ndan sonra çağdaş savaş ilkelerine göre yeniden düzenlenen Türk ordusu, `Silahlı Kuwetler` adıyla anılmaya baş­landı.

Ordu (kent) (sehir)

Ordu (kent), Ordu ilinin merkezi. Karadeniz kıyısında, Doğu ve Orta Karadeniz bölümleri sınırında yeralan Ordu kenti, lav yığınından oluşan ve kuzey-güney doğrultusunda uzanan Boztepe`nin doğu eteğinde kurulmuştur.
TARİH Ordu kentinin bulunduğu yerde. XIX. yy`ın başlarına kadar bir kent yerleşmesi yoktu. Başka bir deyişle Ordu, XIX. yy`da kurulmuş, yeni bir kenttir. Bazı kaynaklarda, yanlış olarak, Ordu kentinin Eskiçağ`daki adının Kotyora olduğu belirtilmekle birlikte, söz konusu kentin Ordu`nun bulunduğu yerde değil, 9 km uzaklıktaki günümüzdeki `Bozukkale` denilen yerde olduğu ve Ordu`nun yeni bir kent olduğu kanıtlanmıştır. Ordu kentinin temeli, XIX. yy`da kıyıdan 10 km kadar içerde bulunan ve iskele isteyen Bayramlı (Eskipazar) köyü halkı tarafından bir iskele olarak atıldı. İskele yeri olarak seçilen Kiraz limanı, kuzeybatıdan gelen karayel rüzgârlarına az-çok kapalı bir yarımkoy biçimindeydi. Bu elverişli konuma, Ordu`nun hemen doğusunda Karadeniz`e ulaşan Melet suyu vadisinin, kurulan iskeleyi, Anadolu içlerine kolaylıkla bağlayacak yollara olanak vermesi gibi başka bir üstünlüğünün eklenmesi, kentin kısa sürede gelişmesini sağladı. XIX. yy`ın sonlarında büyük bir yangında (1883) bütünüyle yanan, ama sonra yeniden gelişen kentin nüfusu, XIX. yy. sona ermek üzereyken, 6 000`e yaklaştı. Önceleri Giresun kazasına (ilçesi) bağlı bir köyken, sonra Trabzon`a bağlı bir ilçenin merkezi olan kent, XX. yy`da da gelişmesini sürdürerek, önce Giresun sancağına bağlı bir kaza merkezi, sonra da ayrı bir sancağın (Ordu sancağı) merkezi oldu. GÜNÜMÜZDE ORDU Cumhuriyet döneminin başlarında aynı adlı ilin merkezi olan Ordu kentinin nüfusu, 1927 sayımında 8 209`du. Uzun süre 10 000 dolayında durakladıktan sonra, 1960`ta 20 000`i (20 029), 1980`de 50 000`i (52 785), 1990 sayımında da 100 000`i aştı (102 107). Ordu kentinin ilk çekirdeğini Bülbül deresi ağız ovasındaki cami ve çarşı oluşturur. Kent buradan başlayarak batıda Boztepe yamaçlarına ve kuzeye doğru yayılmıştır. Gelişmesindeki önemli etmenlerden biri, fındık ticaretinin ve ham maddesini fındıktan alan sanayinin önemli merkezi olmasıdır.

Ordu (il) (sehir)

Ordu (il), Karadeniz Bölgesi`nde il. Yüzölçümü 6 001 km2, nüfusu 1990 sayımında 830 105, merkezi Ordu kenti olan Ordu ili, 19 ilçeye ayrılmıştır: Merkez, Akkuş, Aybastı, Çamaş, Çatalpınar, Çaybaşı, Fatsa, Gölköy, Gülyalı, Gürgentepe, İkizce, Kabadüz, Kabataş, Korgan, Kumru, Mesudiye, Perşembe, Ulubey, Ünye. Kuzeyde Karadeniz kıyılarıyla, batıda Samsun, gü­ neyde Tokat, güneydoğuda Sivas, doğuda Giresun illeriyle sınırlı olan Ordu ilinin kuzey kesimini, Kuzey Anadolu dağlarının kıyı sıraları kaplar. Kıyı yakınındaki tepelerle başlayan bu dağlar, iç kesime doğru ilerlendik­ çe yükselirler ve yükseltileri Ordu-Giresun-Sivas illeri sınırlarının düğümlendiği kesimde, 3 000 m`ye yaklaşır. `Karagöl dağı` adı verilen bu dağın, Giresun ili sınırları içinde kalan kesiminin yükseltisi 3 000 m`yi aşar. Ordu ilinin Samsun sınırına yakın kesimlerinde yeralan Canik dağlarının yükseltisiyse, 2 000 m`yi aşmaz. Doruk kesimlerinde yaylacılığa elverişli düzlükler bulunan dağ­ lar, sık bir vadiler ağıyla derinlemesine parçalanmış olarak, kuzeyde Karadeniz`e, güneyde de Kelkit suyu vadisine doğru uzanır. İlin kıyı kesiminde kışlar az soğuk, yazlar az sıcak ve nemli, her mevsim yağışlıdır. İl merkezindeki meteoroloji istasyonunun verilerine göre en soğuk ay ortalaması 6,6 °C, en sıcak ay ortalaması 21,8 °C, günümüze kadar kaydedilen en düşük sıcaklık -7,2 °C (29.1.1964), en yüksek sıcaklıksa |33 °C`tır 1(10.10.1964 ve 6.6.1965). 1 197 mm`olan yıllık ortalama yağış tutarı, iç kesimlere doğru ilerlendikçe azalır. Yağışlar daha çok sonbaharda düşer. Ortalama olarak yılda 6 gün kar yağar ve ya­ ğan kar 9 gün yerde kalır. Yağışlı iklimin sonucu olarak, dağların denize bakan yamaçları nemcil ormanlarla kaplıdır: Alçak kesimlerinde yayvan yapraklılar; yükseklerde iğne yapraklılar. Dağların gerisinde, kurakçıl ormana geçilir. Kıyıda, ormanın yerini genellikle fundalıklar almıştır. Karadeniz`e dökülen akarsuların başlıcası, Ordu kentinin doğusundaki Melet suyudur. Ayrıca, Fatsa dolaylarındaki Bolaman ve Fatsa çayları, Ünye`nin doğusundaki Cevizdere, batısındaki Curi suyu sayılabilir. İlin güneybatısından da Yeşilırmak`a dökülen Bağderesi geçer. Karagöl dağının yüksek kesimlerinde, küçük buzul gölleri yeralır.
EKONOMİ Ordu ilinde ekonomi, büyük ölçüde tarıma dayanır. İl sınırları içinde mısır ekimi birinci sırada yeralır; mısır üretimi, buğday üretiminden oldukça fazladır. Buğday ekimi kıyı kesiminde hemen hiç görülmez; iç kesimlerde, özellikle Mesudiye ilçesinde yaygınlaşır. Kuru sebzeler arasında başlıca yeri patates alır. Yağ çıkarılan bitkilerden, soya fasulyesi tarımı kıyı kesiminde gelişmektedir. Meyve bahçeleri yaygın olmakla birlikte, dikili alanlar içinde fındıklıklar özel bir önem taşır. Ordu ili, fındık ağacı sayısı bakımından Türkiye`de Giresun ilinden sonra ikinci, üretim bakımındansa birinci durumdadır. Öbür meyveler arasında elma, şeftali, erik, armut başta gelir. Kıyı kesiminde portakal ve mandalina bah­ çelerine de raslanır. Asıl yayılış alanı daha doğuda olan çay bahçeleri, Ordu ili sınırları içine de girmiştir. İlin hayvan varlığında, koyun sayısı kılkeçisi sayısından fazladır. Önemli yeraltı gelir kaynakları bulunmayan Ordu`da, sanayi de pek gelişmiş sayılmaz. Başlıca sanayi, kuruluşları arasında Akkuş`taki kereste-parke fabrikası, Ordu`daki soya yağı fabrikası, Ünye`deki çimento fabrikası ve Fatsa`daki deniz ürünlerini değerlendiren fabrika sayılabilir. ULAŞIM İlin ulaşımında deniz yollarının insan taşıması bakımından değilse de, eşya taşınmasında önemi sürmektedir. Düzenli bir yol olan Samsun-Trabzon kıyı yolu, Ordu ili kıyılarını izleyerek Ünye, Fatsa, Perşembe ve Ordu`dan geçer. Bu yolu iç kesimlere bağlayan Ünye-Niksar, Fatsa-Reşadiye, Ordu-Mesudiye-Koyulhisar yolları, kuzey-güney doğrultulu başlıca yollardır.

Bunlara bakanlar bunlara da baktı

Benzer isimler

Güncel Filmler

Son Eklenen Filmler

Bi` İlhan İrem Vardı
Bi` İlhan İrem Vardı Devamı
Komünist Başkan
Komünist Başkan Devamı

Sizin için seçtiklerimiz

Fearless
Fearless Devamı
Küçük Balık
Küçük Balık Devamı
Kartal Kondu
Kartal Kondu Devamı

Denizden Gelen
Denizden Gelen Devamı
American Dreamz
American Dreamz Devamı
Ölümcül Sır
Ölümcül Sır Devamı

Kasabanın Sırrı
Kasabanın Sırrı Devamı
Kabus
Kabus Devamı

도둑들
도둑들 Devamı
Tamaya İfrit
Tamaya İfrit Devamı
Küçük Kıyamet
Küçük Kıyamet Devamı